Dostoyevski
Dostoyevski Biyografisi
19. yüzyılın ikinci yarısında ün salan ve Batı’da en çok belli üç sanatçı yazardan- Tolstoy, Çehov ve Dostoyevski– sonuncusu, Batı edebiyatının gelişesinde çok büyük etkisi olmuş, bir edebiyat dahisi, ”Suç ve Cinayet” ve ”Karamazov Kardeşler” gibi klasiklerin Rus yazarı.
Feodor Mihayloviç Dostoyevski 30 Ekim 1821 yılında Moskova‘da doğdu. Askeri doktor olan babası Mihail Andreyeviç Dostoyevski oldukça sert bir adamdı. En büyük tutkusu içkiydi ve ailesini sıkı bir disiplin aşağı yönetiyordu. Iri kız oldukları halde kızlarının yalnız başlarına sokağa çıkmasına müsade vermezdi. Dört oğluna ise bir başçavuş sertilğiyle davranıyordu. Fazla çabuk sinirlenir, çocukları ise kaçacak delik ararlardı. Adamın başka bir özelliği de cimriliğiydi. Durumunun iyi olmasına rağmen, çocukları 16 17 yaşına gelene kadar onlara cep harçlığı bile vermemişti. Anne Dostoyevski ve çocuklar, yaz aylarını Tula’da geçiriyorlardı. İşte Feodor babasına hizmet eden köylülerle bu sırada tanıştı ve onlara bağlandı. Bu tecrübe, çocuğun gelecekteki yaşantısı üstünde çok derin etki yaratacaktı.
1837‘de annesini kaybeden Feodor, ağabeyiyle birlikte mühendislikvurdular.
Karısının ölümünden sonra kendini tamamen içkiye veren baba Dostoyevski ise artık çalışamaz ayla geldi ve toprağına çekildi. Burada köylülere ve kölelerine pek fena davrandı ki en sonunda kendisini öldürmelerine yol açtı.
Feodor ise 1834 yılında mühendislik okulunu bitirip orduya katıldı. Kendisi için hiç bir anlamı olmayan bir hayata dalmıştı. Bohem çevrelere dadandı, maaşına ve topraktaki payından aldığı takvim 5.000 rublelik gelire karşılık aralıksız bezginlik içindeydi. Bilardoya merak salmıştı ve defalarca kaybediyordu. Hayatı boyunca serseri yaşamı sebebiyle, son yıllarında kitaplarından sağladığı gelirin açık havada her zaman sefalet içinde kıvrandı.
Bu garip yoklama dışı davranışlarına karşılık, hayatını baştan başa değiştirecek durum yaklaşıyordu. Edebiyatla ilgilenmeye başlamıştı ve işe Balzac‘ın ”Eugenie Grandet”sini Rusçaya çevirmekle başladı. Ordudaki hayattan da iyice sıkılmıştı. Abeyine 1843 yılında yazdığı mektupta, ” Askerlikten patatesten dehşet ettiğim kadar nefret edilen şey ediyorum” diye yazmıştı. Ertesi yıl da daha artı dayanamayarak istifa etti. Kararını kardeşine mektupla haber verirken şöyle diyordu: ”Hiç pişman değilim. Bir ümidim var. Romanımı bitirmek üzereyim. Orjinal bir eser olacak.”
Dostoyevski, romanını Oteşestvenya Zapiski adlı ünlü bir edebiyat dergisinde yayınlatmayı ummuştu; lakin aradan bir yıl geçtiği halde dergi, romanında önemli değişiklikler yapmadıkça, eserini yayınlamayı reddetmeye devam ediyordu. O da istenen değişiklikleri yerine getirmek yerine, eserini kendi hesabına bastırmayı kararlaştırdı ve kazanacağı parayla borçlarını kapatabileceği umuduyla 1846’da ”İnsancıklar”ı yayınladı. Kitabı okuduktan sonra zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden Vissarion Belinski, ona şu mektubu gönderdi: ”Siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. Sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşısında daima doğru olun. Bu Nedenle büyük bir yazan olabilirsiniz.”
Eserini öven yalnızca bu eleştirmen değildi. Dostoyevski bir gün içinde ününün doruğuna ulaştığını gördü. Ağabeyine, ”Herşey adeta bir mucize gibi oldu,” diyordu.
Fakat üne kavuştuktan sonra en ince ayrıntısına kadar küstahlaşarak kendisine hayran olan insanlara sert şekilde davranan Dostoyevski’nin bu tutumu, taşradan geldiği için alaya alınmasına ve ufak düşmesine niçin oldu. İnsancıklar’ın süratli gelen başarısından daha sonra durgun ve başarısız bir dönem geçirdi. Saldırgan hareketleri yüzünden yapayalnız kalan yazarın borçları başına dert oldu. Bu yüzdende yazmaya tatmin edici zamanı ayıramaz olmuştu. İlk başarısını yeniden yakalayamayacakmış gibi görünüyordu. Edebiyat dünyasının kendisine karşı alaycı tutumu ise artarak devam etmekteydi.
İnsan ruhu, şeytanın tanrıyla savaştığı bir savaş alanıdır.
Bu çevrenin kapılarının yüzüne kapanmasıyla Dostoyevski bir başkasına döndü ve reformculara katıldı. Hükümet her türlü söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek incelemeler yapıyordu. Dostoyevski iki nedenden bu konuyla yakından ilgiliydi; biri yazar olarak, ikincisi de babasının Tula’daki toprağı yüzündendi.
23 Nisan 1849 yılında Çarlık polisi göre yatağında tutuklanan Dostoyevski, grubun öteki yirmi üyesiyle beraber 22 Aralık’ta kurşuna dizilcakken ölüm cezasının hapis cezasına çevrilmesiyle Omska’ya gönderildi. Dostoyevski, dört sene boyunca çektiği acıları, 1861’de yayınlanan ”Ölüler Evinden Anılar”da anlatmıştır. Dostoyevski birazcık olsun toparlanabilmek için er olarak bitmiş orduya girdi. Buradayken ”Ölü Evi”ni yazmaya başaldı. Bir subayın karısı olan Mariya Isssyev’e aşık olan Dostoyevki, subay ölünca dul eşiyle evlendi.
1858’de sürgün dönemi sona erdi ve St. Petersburg‘a dönmesine müsade verildi. ”Ölüler Evinden Anılar”ı burada tamamladı ve eseri kitap haline getirmeden önce, Vremya dergisinde yayınladı.
Karısı vereme yakalanmış, Sibirya‘daki Tver şehrine dönmüştü. Dostoyevski bundan yararlanıp birincil kere yurt dışına çıktı; 1862’de Paris, Londra ve Cenevre‘yi ziyaret etti. 1863’te Roma‘ya geçti. Peşinde Almanya ve Danimarka‘yı dolaştı.
Karısının ve çocuğunun masraflarını karşılayabilmek için, edebiyattan kazandıklarını arttırmak hevesiyle kumara başladı. Rulet oynuyordu. Şansı yaver dışarı giden yazan bir gecede 10.000 frank kazandı ertesi gece 3000 frank daha ekledi. Lakin bir gece daha sonra 5.000 dışarıda kazandıklarının hepsini kaybetti.
1864’te karısını, ağabeyi Mihail’i, dostu ve meslektaşı Apollon Grigoriyev’i kaybetti.
1862 ve 1863 yılları arasında Avrupa’ya birlikte gittiği arkadaşı Pauline Suslov‘la evlenerek, ilk mutsuz evliliğini unutmayı tasarladı. Fakat Pauline, verdiği sözden caydı. Bu sırada Dostoyevski ”Suç ve Cinayet”üstünde fazla sıkı bir şekilde çalışmaktaydı ve oyalanmamak için Wiesbaden’e gitmişti. Pauline de bunu edip aralarındaki ilişkiyi kesti.
Dostoyevski’nin Wiesbaden’de bulunduğu sırada ”Yeraltından Mektuplar” yayınlandı. Yeni bir deha ortaya çıkıyordu ve bu eleştirmenlerin ciddi şekilde ilgisini çekmeye başlamıştı. Bu sırada ağabeyi Mihail’in ardında bıraktığı borçları da üstlenen Dostoyevski, tekrar parasal sıkıntı çekiyordu.
”Suç ve Suç Oluşturan” 1866’da tefrika halinde yayınlandı. Bu sayede borçlarından kurtulabilir, somut yönden bolluğa kavuşabilirdi, fakat bunun yerine daha da fena duruma düştü. Kitabı değişik tepkilerle karşılaştı. Çağının fazla ilerisinde yazan yazar bir türlü iyice anlaşılamıyordu. Eserini bölüm birim yazarken yayınlamıştı. Daha bunu tamamlamadan yarıda bırakıp bir diğer romana başladı; ”Kumarbaz”.
Mümkün olduğu dek çok yazmak büyük usta için bir tutku olmuştu ve bu yüzden gözleri bozuldu. Bu sefer genç bir stenografi tuttu. Adı Anna Snitkin olan stenoyla ilk kere 4 Ekim 1866’da tanıştılar ve 8 Kasımda da nişanlandılar. 1867 Paskalya yortusundan önce evlenip balayı için Avrupa’ya gittiler. Yola çıkarken, niyetleri dışarda iki üç ay kalmaktı; fakat dört yıl geçmeden Rusya’ya dönmediler. Dostoyevski en sonunda mutlu bir evliliğe kavuşmuştu. Karısı elinden geldiğince kocasına muavin oluyordu. Yazarın yalnızca kitaplarına konsantre olması için, alacaklılarla ve gürültücü akrabalarıyla o başetti.
Tanıdık Olmayan ülkelerde bulunduğu sırada, Dostoyevski asıl ününü karşılayan beş büyük romanından üçünü yazdı; ”Budala”, ”Baki Koca” ve ”Ecinniler”. Anna Dostoyevski’nin ustaca yönetimi doğruca bütün borçlar yavaşça ödendi ve bundan böyle sadece bakımlı bir hayat sürebilecek kadar paraya sahip oldular. Büyük yazan, hayatında ilk kere mutluydu ve Rusya’nın geleceği üstüne fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak vakit bulabiliyordu. Ama Dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı, mutluluklarını gölgeliyordu. Daha çocukluğunda sara nöbetleri geçiren yazan gençliğinin başından itibaren bu hastalıktan çekmeye başlamıştı. Şu Anda adamakıllı başına bela olan hastalığı yazarı her an yazmaktan alıkoysa da 1879’da belkide eserlerinin en büyüğü ”Karamazov Kardeşler” üstünde çalışmaya başladı. Aynı yılın sonunda roman, Russki Weistnik dergisinde yazı dizisi edildi, ondan sonraki sene her tarafında da yazı dizisi yayınlanmaya devam etti. 8 Kasım 1880’de romanın son bölümünü yayınevine gönderdi.
25 Ocak 1881‘de her yerde hastalandı. Gece gelen krizden sonradan bundan böyle o kadar pozitif zamanı olmadığı anlaşılmıştı. Hasta yatağında karısından ona ”Sefahatten Dönen Oğul”dan parçalar okumasını istedi. Bir papaz da başında dua okuyordu. Son nefesini verinceye kadar akla yatkın kaldı ve akşam saat sekiz buçukta öldü. Ölümünden sonra kitapları zorlama üzerine baskı yapan büyük yazar, yalnızca Rus edebiyatında değil dünya edebiyatının gelişimde de büyük rol oynayan eserler yarattı.
Nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden azıcık önce şöyle söylemiş veya düşünmüştü: ‘Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, rahat bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, baki bir gece, ebedi bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve tüm ömrümce, bin yıl her tarafında, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o şekilde yaşamak, acilen bir yarım saat içinde ölecek olmaktan fazla daha iyidir.’ Yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, lakin yeter oysa yaşasın! Suç ve Canice’dan…
Eserleri
Roman
* İnsancıklar (1846)
* Öbür (1846, 1978)
* Ev Sahibesi (1951, 1970)
* Beyaz Geceler (1934, 1983)
* Bir Yufka Yürekli (1957, 1985)
* Netoçka Neznanova (1937, 1964)
* Stepançikovo Köyü (1948, 1973)
* Ölü Bir Evden Hatıralar (1946, 1969)
* Ezilenler (1957, 1982)
* Yeraltından Notlar (1973, 1985)
* Suç ve Cinayet (1945, 1984)
* Kumarbaz (1941, 1986)
* Budala (1941, 1985)
* Baki Koca (1955, 1984)
* Ecinniler (1960, 1984)
* Delikanlı (1946, 1985)
* Karamazov Kardeşler (1880)
* Başkasının Karısı
* Antipatik Bir Durum
Hikaye
* Amcamın Rüyası (1868, 1973)
Günlük
* Bir Yazarın Günlüğü (jurnal) 1975) Söylev
* Batı Çıkmazı: Puşkin Üstüne Konuşma (1975)